"Hiçbir kadın senin kadar, kalbe yakın olmadı... Hiçbir el senin kadar, ruhuma dokunmadı."
Çünkü Mecid biliyordu; dünya üzerinde binlerce ses, milyonlarca yüz vardı. Ama onun için, o "hiçbir kadın"dan sonrası hep bir yarım kalmışlıktı. Mecid Shamiloglu Hic bir kadin
Yıllar önce, hayatına fırtına gibi giren o kadını düşündü. Gözleri denizin en derin tonu, gülüşü baharın ilk müjdesi gibiydi. Mecid, o güne kadar müziği bir meslek olarak görmüştü; ama onunla tanıştıktan sonra her nota bir isme, her beste bir hatıraya dönüştü. "Hiçbir kadın senin kadar, kalbe yakın olmadı
Şarkı bittiğinde salonda derin bir sessizlik oldu. Mecid, başını hafifçe eğdi ve masasına geçti. İnsanlar onun sesindeki o "yaşanmışlığı" seviyordu. Kimse bilmese de, o her defasında aslında kendi hikayesini anlatıyor, hiç gelmeyecek olan o kadına şarkılarla mektup gönderiyordu. Yıllar önce, hayatına fırtına gibi giren o kadını
Bakü’nün dar sokaklarında akşamın alacakaranlığı çökerken, Mecid bir kez daha piyanosunun başına geçti. Dışarıda Hazar’ın serin rüzgarı esiyor, pencereleri hafifçe titretiyordu. O ise sadece önündeki notalara ve kalbindeki o dinmeyen sızıya odaklanmıştı.
Zaman acımasızdı. Yollar ayrılmış, sessizlik araya bir duvar gibi örülmüştü. Mecid, şehirden uzaklaşıp dağların sessizliğine sığınmak istese de, videolarındaki o derin hüzün hep peşinden geldi. Şehir hayatının gürültüsünden kaçsa da kalbindeki o "hiçbir kadın"ın hayalinden kaçamıyordu.